Nereye Gidiyorsun?
Bir gün iç giyim çekiyoruz. Üç manken var: biri sarışın, biri esmer, biri kızıl. Esmer mankende bir problem var ve çözemiyorum. Elbiseler üzerine bir türlü oturmuyor; karede bir şekillik var, adını koyamıyorum. Bir tuhaflık daha: kız bir iki saat arayla dışarı çıkıyor, on beş yirmi dakika sonra dönüyor.
Asistanıma "şunu takip et, ne yapıyor" dedim. Döndü: "Abi, karşıdaki binaya gidiyor; içeride ne yapıyor, görmedim."
Manken dönünce kendisine üslubunca sordum: nereye gidiyorsun? Bebeğini emzirmeye gidiyormuş.
Kadın loğusaydı. Doğum yapalı çok olmamıştı; bedeni henüz kendine dönmemişti. İç giyim ise bedenin kendisini satan üründür; oturmayan şey kumaş değildi, zamanlamaydı. İki saattir ışıkla, açıyla, poz ile boğuştuğum problemin çözümü fotoğrafın hiçbir yerinde değildi.
Kıza kızmadım; kızamazdım. Doğumdan bu kadar kısa süre sonra, bebeğini karşı binaya emanet edip sete çıkan bir kadın işi reddedecek durumda değildir; sorulacak hesap ondan sorulmaz. Hesap sorulacak yer belliydi: ajans. Üstelik ajans bizim ajansımız da değildi, müşterinin ajansıydı. Ama telefonu ben açtım ve açık konuştum: bu durumdaki bir kadını iç giyim çekimine nasıl gönderirsiniz? Ne ona sordunuz, ne bize söylediniz.
Yarım saat sonra yeni manken geldi. Esmerin tüm çekimlerini yeniledik; iş doğrulanarak bitti. Bir şeyi de bilhassa yaptırdık: kızın ücretini ajansa ödettik. O gün orada bir hata vardı ama hatanın bedelini, hatayı yapmayan kadın ödemeyecekti.
Şimdi bunun e-ticaret yöneticisine dersi ne? Şu: ekranda gördüğünüz "basit" ürün fotoğrafının kalitesi sette kurulmaz; setten önce kurulur. Casting bir lojistik kalemi değil, stratejinin kendisidir. İç giyimde ürünün gövdesi, mankenin gövdesidir; yanlış zamanda yanlış bedene giydirilmiş ürün, en iyi ışıkla bile yanlış anlatılır. Ve alıcı bunu bilinçli görmez ama hisseder; benim iki saat adını koyamadığım şekilliği, listedeki müşteri yarım saniyede duyar ve kaydırıp geçer. Önceki yazılarda özdeşleşme demiştim ya; özdeşleşme, karedeki bedenin üründe rahat yaşamasıyla başlar. Rahatsızlık bulaşıcıdır; kareden çıkar, alıcıya geçer.
Bir ders de kendi meslektaşlarıma: sorumluluk zinciri "ajans müşterinindi" diye kesilmez. Ekrana çıkan kare sizin imzanızdır; kaynağı kimin tedarikçisi olursa olsun, problemi teşhis etmek ve telefonu açmak size düşer. Ben o gün sadece fotoğraf çekmedim; bir üretim hatasını ayıkladım. Müşterinin bana ödediği paranın içinde asıl o telefon vardır.
Sizin görselleriniz için karşınıza kim çıkıyor; onu kim, neye göre seçiyor? Bu soruyu hiç sormadıysanız, biri sizin yerinize cevaplıyor demektir ve satış rakamınız o cevabın faturasını taşıyor olabilir.
Bir sonraki yazıda işin en başındaki seçime geleceğim: ürünlerinizi çekecek fotoğrafçıyı neye göre seçmelisiniz? Kendi oğlumun düğününde neden tek kare çekmediğimi de orada anlatacağım.