Göz Serisi · Yazı 7

Araba Alırken Nereye Oturursunuz?

Otomobil çektiğimiz yıllar oldu: Mercedes, Fiat, Volkswagen. Ürün 360 derece belgelenir; dış ve iç, her açıdan. Bu hikâye o çekimlerden birinden ve markayı söylemeyeceğim, çünkü hikâyenin kahramanı marka değil, bir bakış alışkanlığı.

İç mekân karelerine geçtiğimizde müşterinin temsilcisi araya girdi: fotoğrafı şoför koltuğundan değil, tam ortadan istiyordu. Simetrik, düzenli, "doğru" bir kare.

Doğal olarak itiraz ettim ve tek soru sordum: "Siz araba alırken şoför koltuğuna mı oturmaz mısınız?"

Gülüşünü unutamam. Kareyi şoför koltuğundan çektik.

Tam ortadan çekilen iç mekân geometrik olarak kusursuzdur: iki koltuk eşit, torpido simetrik, çizgiler terazide. Tek kusuru şudur: o noktadan dünyaya bakan hiçbir insan yoktur. Ortadan bakan bir kişi olmadığına göre, o kare kimsenin hatırasına, beklentisine, hayaline denk düşmez. Teknik doğruluğun insani boşluğudur; ölçüye uyar, deneyime uymaz.

Şoför koltuğundan çekilen kare ise başka bir iş yapar. Alıcı o karede arabayı görmez; kendini direksiyonda görür. Eli kontrol paneline, gözü aynaya gider. Satın alma kararından çok önce, zihninde bir test sürüşü başlamıştır ve fotoğraf o sürüşün koltuğudur.

Bu, süpürge yazısında anlattığım kuralın bir kademe derinidir. Süpürgede mesele dışarıdan doğru yerden bakmaktı: ürün yerde yaşıyorsa kamera insan boyundan bakar. Arabada mesele içeriden doğru yere oturmaktır: ürünün içine girilecekse, kamera alıcının bedeninin gireceği yere girer. İkisinin ortak adı aynı: kamera, alıcının bedeninin vekilidir. Fotoğrafçının işi güzel bir nokta bulmak değil, alıcının bedeninin duracağı noktayı bulmaktır.

Müşterinin isteği anlaşılmaz değildi, onu da söyleyeyim. Tam orta, katalog geleneğinin terbiyesidir: düzen ister, simetri ister, ürünü "nesnel" göstermek ister. Ama alıcı nesnel değildir; alıcı oturur, tutar, kullanır. E-ticarette buna kullanım karesi, yaşam karesi gibi adlar veriliyor; ben daha basit söyleyeyim: alıcının gireceği her ürün içeriden de çekilmelidir ve içerisi, alıcının bedeninin oturduğu yerdir. Giyimde mankenli karenin, mobilyada odalı karenin çalışması da aynı sebeptendir: alıcı kendine bir yer arar; bulamadığı karede durmaz.

Bir daha o soruya dönüyorum, çünkü kırk yılın özeti gibi: şoför koltuğuna mı oturursunuz? Müşterim güldü, çünkü cevabı biliyordu; hepimiz biliriz. Bilinen şeyin karede unutulması ise bu serinin en eski hikâyesi.

Sizin görselleriniz alıcıyı nereye oturtuyor: ürünün karşısına mı, içine mi?

Bir sonraki yazıda ürün sayfasının envanterini çıkaracağım: hangi kareler mutlaka olmalı, hangileri sadece yer kaplıyor.